ATATÜRK’ÜN DÜŞÜNCELERİ

    This site uses cookies. By continuing to browse this site, you are agreeing to our Cookie Policy.

    • ATATÜRK’ÜN DÜŞÜNCELERİ

      Bunca yüzyıllar boyunca olduğu gibi, bugün de, milletlerin cahilliğinden ve bağnazlığından yararlanarak bin bir türlü siyasi ve şahsi maksatla çıkar sağlamak için, dini alet ve vasıta olarak kullanmak teşebbüsünde bulunanların memleket içinde de dışında da var oluşu, ne yazık ki, daha bizi bu konuda söz söylemekten alıkoyamıyor. İnsanlık dünyasında, din konusundaki uzmanlık ve derin bilgi, her türlü hurafelerden arınarak gerçek bilim ve tekniğin ışıkları ile tertemiz ve mükemmel oluncaya kadar, din oyunu aktörlerine, her yerde rastlanacaktır.( Nutuk, 2004, AKDTYK, 479)

      Devletin sahip olduğu kudreti ifade ederken, bu kuvveti kendisine özgü diye niteliyoruz. Gerçekten de, devleti oluşturan milletin üzerinde etkisini sürdüren kuvvet, kişi olarak hiç kimse tarafından verilmiş değildir. O, bir siyasi nüfuzdur ki devlet kavramının özünde vardır ve devlet onu halk üzerinde uygulamak ve milleti dışa ve diğer milletlere karşı savunmak yetkisine sahiptir. Bu siyasi nüfuz ve kudrete İrade ve Egemenlik denir. (Medeni Bilgiler, s.27, Atatürkçülük, C.I, s. 5 )

      Nasıl ki her hususta yüksek meslek ve ihtisas sahipleri yetiştirmek gerekli ise, dinimizin gerçek felsefesini inceleyecek, araştıracak bilimsel ve teknik olarak telkin kudretine sahip olacak seçkin ve gerçek din ilim adamlarını da yetiştirecek yüksek öğrenim kurumlarına sahip olmalıyız.(Söylev ve Demeçler C.II, s. 89-90)

      Efendiler!…Yüzyıllardan beri Türkiye’yi idare edenler çok şeyler düşünmüşlerdir; fakat yalnız bir şeyi düşünmemişlerdir: Türkiye’yi bu düşüncesizlik yüzünden Türk vatanının, Türk milletinin uğradığı zararlara ancak bir tarzda telafi edebilirsin: O da artık Türkiye’de, Türkiye’den başka bir şey düşünmemek. (Söylev ve Demeçler C.II, s. 186)

      Din, bir vicdan meselesidir. Herkes vicdanının emrine uymakta serbesttir. Biz dine saygı gösteririz. Düşünüşe ve düşünceye karşı değiliz. Biz sadece din işlerini, millet ve memleket işleriyle karıştırmamaya çalışıyor, kasıt ve fiile dayanan tutucu hareketlerden sakınıyoruz. (Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi[4])

      Büyük davamız, en medeni en müreffeh millet olarak varlığımızı yükseltmektir. Bu yalnız kurumlarda değil, düşüncelerinde temelli bir inkılâp yapmış olan büyük Türk milletinin dinamik idealidir. Bu ideali en kısa zamanda başarmak için, fikir ve hareketi beraber yürütmek mecburiyetindeyiz. Bu teşebbüste başarı ancak, türeli bir planla ve rasyonel farzda çalışmakla mümkün olabilir.(Söylev ve Demeçler, C.I, s. 419 )

      Benim felsefe ile aram ne kadar iyi ise filozoflarla da o kadar açık! Bütün filozofların hastalığı her şeyi bir tek nedene bağlamaktır. Kimi bütün yeryüzü bilmecesini tanrı açar der, kimi her şey monad’tır diye direnir; kimi ateş, su, toprak der, kimi de kalkar ille madde diye tutturur. Her birinin bir gerçek payı vardır elbette. Ama ‘payı’ vardır. Her şeyin aslı maddedir ve insanı madde kanunları yönetir, dersin; karşına bir idealist çıkar, bütün madde kanunlarını alt üst eder! Ne çıkar dinler ne öğüt; inancının doğrultusunda yürür gider.(Atatürk’ten düşünceler, Karal, E. Z. (1969). 145)

      Vakti ile kitaplar karıştırdım. Hayat hakkında filozofların ne dediklerini anlamak istedim. Bir kısmı her şeyi kara görüyordu. -Madem ki hiçiz ve sıfıra varacağız, dünyadaki muvakkat ömür esnasında neşe ve saadete yer bulunmaz – diyorlardı. Başka kitaplar okudum; bunu daha akıllı adamlar yazmışlardı. Diyorlardı ki: mademki sonu nasıl olsa sıfırdır, bari yaşadığımız müddetçe şen ve şatır olalım. Ben kendi karakterim itibarı ile ikinci hayat telakkisini tercih ediyorum. Fakat şu kayıtlar içinde: Bütün insanlığın varlığını kendi şahıslarında gören adamlar bedbahttır. Besbelli ki o adamlar fert sıfatı ile mahvolacaklardır. (Karal, 1969: s. 145)

      Hiçbir zafer amaç değildir. Zafer ancak kendisinden daha büyük olan bir amacı elde etmek için başlıca bir araçtır. Amaç düşüncedir. Zafer bir düşüncenin gelişmesine hizmet ettiği oranda değerli olur. Bir düşüncenin üretilmesine dayanmayan zafer sürekli olmaz. O boş bir çabadır. Her büyük meydan savaşından, her büyük zaferin kazanılmasından sonra yeni bir dünya doğmalıdır. Yoksa başlı başına zafer boşa gitmiş bir çaba olur. ( Irmak, Atatürk ile bir çağın açılışı, 375)

      İki hareket şekli vardır: Birincisi yapılacak hiçbir şey kalmadığına inanmak, ikincisinde yapılacak hiçbir şey yoktur ama tek bir şey kalmıştır, o da ölmek… Fakat hiç olmazsa vatan duygusu ile ulusal duygu ile insanlık duygu ve şerefi ile ölmek… İnsan gibi ölmek, namuslu ölmek ve bunu tercih etmek vardı. Efendiler bir insan ve insanlardan bir araya getirilmiş bir sosyal heyet ölmeye karar verirse yaşamak için, behemehal yaşar. Fakat ölmeye çalışanlar ve ölümden kaçanlar, yaşamak için mutlaka ölürler. Ölümün yalnız maddi olması bahis konusu değildir. Manen dahi ölünür. (Bilinmeyen Yönleriyle Atatürk, 1998: 140)

      Büyük Millet Meclisinde ve millet önünde, millet işlerinin serbest münakaşa ve iyi niyet sahibi zatların ve fırkaların düşüncelerini ortaya koyarak milletin yüksek menfaatleri aramaları, benim gençliğimden beri aşık ve taraftar olduğum bir sistemdir… Memnuniyetle tekrar görüyorum ki, laiklik esasında beraberiz. Zaten benim siyasi hayatta bir taraflı olarak daima aradığım ve arayacağım temel budur. Binaenaleyh Büyük Mecliste aynı temele dayanan yeni bir fırkanın faaliyete geçerek millet işlerini serbest münakaşa etmesini cumhuriyet esaslarından sayarım: Bu itibarla, görüşlerinizi takip için siyasi mücadeleye girmenizi şüphesiz iyi karşıladım. Cumhurbaşkanı bulunduğum müddetçe, Cumhurbaşkanlığının bana verdiği yüksek ve kanuni vazifeleri hükümette olan ve olmayan fırkalara karşı âdilane ve tarafsız ifa edeceğime ve lâik cumhuriyet esası dahilinde fırkanızın her nevi siyasi faaliyet ve cereyanlarının bir engele uğramayacağına emniyet edebilirsiniz efendim.( Nutuk 2 ,s.894)

      Bizim görüşümüz –ki halkçılıktır- kuvvetin, kudretin, egemenliğin idarenin doğrudan doğruya halka verilmesidir, halkın elinde bulundurulmasıdır.yine şüphe yok ki, bu dünyanın en kuvvetli bir esası, bir ilkesidir.(Söylev ve Demeçler, s. 102)

      Bir toplum, bir millet erkek ve kadın denilen iki cins insandan oluşur, mümkün müdür ki, bir kitlenin bir parçasını ilerletelim. Diğerini görmezden gelelim de kitlenin tümü ilerlemeye imkan bulabilsin? Mümkün müdür ki, bir toplumun yarısı topraklara zincirlerle bağlı kaldıkça diğer kısmı göklere yükselebilsin? Şüphe yok, ilerleme adımları, dediğim gibi iki cins tarafından beraber, arkadaşça atılmak ve ilerleme ve yenileşme sahasına birlikte kesin aşamalar yaptırmak lâzımdır.(Söylev ve Demeçler, s.226)

    • ATATÜRKE’e göre felsefe

      çölde sıcak kumlar içinde cayır cayır yanan, tutuşan, dili, damağı kuruyan seyyahın (gezginin), ufukta teşekkül eden (oluşan) serabı (hayali) su zannederek arkasında koşmasına benzer. (Mustafa Kemal Atatürk Bilim ve Üniversite, Özata, 2005: 82)


      Başka bir konuşmasında felsefeyi, evren karşısında insanın akılcı davranışı olarak tanımlar. Bu yüzden felsefe bilmeyen insan edebiyatçı da politikacı da olamaz. Felsefe bilmeyen bir asker, belki savaş kazanır ama savaşı anlayamaz’ (Özata, 2005: 81).




      Yazı boyutu 14 puntoya düşürülmüştür.//Kartopu

    • Bugünler de daha daha daha büyük lider olduğunu tekrar anladım bizim sarı saçlı mavi gözlü birini beklememize gerek yok onun bıraktığı eserlere kitaplara ilkelere anayasaya bakarsak doğru yolu çok kolay şekil de bulacağız.
      TSUBASA ADAMDI.
    • TOLERANS wrote:

      Bunca yüzyıllar boyunca olduğu gibi, bugün de, milletlerin cahilliğinden ve bağnazlığından yararlanarak bin bir türlü siyasi ve şahsi maksatla çıkar sağlamak için, dini alet ve vasıta olarak kullanmak teşebbüsünde bulunanların memleket içinde de dışında da var oluşu, ne yazık ki, daha bizi bu konuda söz söylemekten alıkoyamıyor. İnsanlık dünyasında, din konusundaki uzmanlık ve derin bilgi, her türlü hurafelerden arınarak gerçek bilim ve tekniğin ışıkları ile tertemiz ve mükemmel oluncaya kadar, din oyunu aktörlerine, her yerde rastlanacaktır.( Nutuk, 2004, AKDTYK, 479)
      Ne kadar güzel demiş